This entry was posted on Eyl 05 2008
 |
| Yönetmen : James Mangold Senaryo :Halsted Welles, Michael Brandt Yapim : 2007, USA, 117 Dakika. Görüntü Yönetmeni : Phedon Papamichael Müzik : Marco Beltrami Oyuncular : Christian Bale (Dan Evans), Russell Crowe (Ben Wade), Ben Foster (Charlie Prince), Alan Tudyk (Doc Potter), Peter Fonda (Byron McElroy), Gretchen Mol (Alice Evans), Logan Lerman (William Evans), Vinessa Shaw (Emmy), Kevin Durand (Tucker), Johnny Whitworth (Tommy Darden) |
|
|
2007 Yapımı 3:10 Yuma, 1957 yılında orijinal versiyonun yeniden uyarlaması. İlkini izlemedim ama bunu izledik ten sonra insan onu da merak ediyor. Bu kadar güzel filmin ilk hali nasıl dı acaba? Bu Filmi tarif etmek için “western” terimi çok yetersiz kalır. Ön yargıya sebebiyet vererek izleyiciyi yanıltır. Ben izlerken bu “western” filmi imiş diye izlemedim. İzlediğim “western” film kategorisinde bol geliyor zaten. Bir “western” filminin verebileceğinden çok daha fazlasını veriyor.
|
 |
3:10 yuma insan fıtratındaki vicdanın, şefkatin her ne kadar kötü eylemlere bulaşmış bir insanda da olsa yok olmayacağının bir belgeseli gibi. Kötü karaktere sahip bir insanın içindeki vicdan kıpırtıları, vicdanını harekete geçirecek hikayeye şahit ve dahil olması izleyicide duygu yoğunluğu yaşatıyor. Asıl filmdeki önemli karakter ise maddi ve (geçmişinde geçirdiği bir kazayla bacağını kaybetmesi gibi nedenlerden) manevi eksikliğine rağmen cesareti, inancı ve sevgisiyle başından büyük işe cesaret etmesiyle kötü adamı dahi etkileyen kişi. Öyle bir kötü karakter ki karşısındaki; yaşarken efsaneye dönüşmüş bir kanun kaçağı, birçok cinayet işlemiş, soygun ve belaya karışmış ülkenin her tarafında duyulmuş çetenin nerdeyse ilahlaştırılmış lideri. Filimde özenle seçilmiş ve işlenmiş sağlam karakterlerden biride bu adamın kendi gibi cesur oğlu. Bu oğulda aslında o efsaneleşmiş çete liderinin büyük ve gizli hayranlarından biri. Fakat kader öyle bir bağ kurduruyor ki bu karakterlere, hayranı olduğu adamı babası 200$ karşılığında kanuna teslim etmesi, onunda babasına yardımcı olmasını gerektiriyor. Hatta kahramanının anlına tüfeği dayayarak içinde büyük çelişki yaşayacağı ana bile geliyor.
Film bir gece vakti ailenin evinin yakınındaki, içinde sermayelerini depoladıkları ahırın haydutlar tarafından yakılmasıyla açılıyor. Zaten zor durumda olan aile daha da zayıflıyor. Bir gün aile reisi baba ile oğul atlarıyla gezintideyken, büyük çetenin soygununa ve bu soygunla gelen cinayete uzaktan gizlice tanık oluyorlar. Fakat heyecanlı oğul babasının uyarılarını dikkate almayıp etrafı gözetleyen çete elemanlarından birin bakış alanına girip bu şahitlikleri tespit ediliyor. Aralarında ufak bir çatışmanın ardından efsane çete lideriyle diyaloga geçiyorlar. Aralarında geçen diyaloglar iki karakterin mizacını anlamamızda bize yardımcı oluyor. Daha sonra çete liderinin barda bir fahişe ile diyalogu ve daha sonra aile reisin güzel eşiyle olan diyalogları kötünün içindeki iyi görmemizi sağlıyor. Bana kalırsa film bastan sona bunu konu ediyor. Bu adam nasıl kanun kaçağı oldu, cinayet işledi ama içindeki iyi halen ölmedi. Bunun yanıtı da asılında asıl adam dediğimiz cesur baba, onun oğlu ve ailesinde saklı.
 |
Film ismini, kanun kaçağını yetiştirmeleri gereken tren in kalkış saati olan “3:10” ve trenin ismi olan “Yuma” dan alıyor. Filmin final sahnesi saat 3:10 geçe yuma trenin gelmesiyle sonuçlanıyor. Sinema tarihinin kuşkusuz en güzel final sahnelerinden biriyle hemde.
|
|